11 Nisan 2018 Çarşamba

Babaannemin BöĞĞĞĞreği

Her insanın unutamadığı, 7/24 olsa yiyebileceği tatlar vardır bence.. Benim için bunlardan biri canım babaannemin böreğidir.. Hani basiretin bağlanır, nasıl olsa hep hayatımızda vardır ve hep olacaktır diye o çok sevdiğin insan tarifini almazsın bi türlü.. Zaten her gittiğimizde hazır yapılmış olurdu o börek, fırında sıcacık bizi bekler, bittiyse ertesi gün biz uyanana kadar yenisi yapılmıştır bile. Bi bunun tarifine yanarım(tarif var ama yapabilen yok, elde nasıl bir ustalık olmuşsa her gün izlemen lazım ki ancak elin alışsın) bir de elmalı turtasının güzelliğini kaçırdığıma.. Kat kat açıp harika bir hamur yapardı. Adı Arnavut böreği miydi acaba, hatırlayamadım..

Biz Çan'da yaşardık, babaannem ve dedem Burhaniye'de. Her bayram, tatil vb fırsatlar bulduğumuzda yanlarına giderdik, iyi ki gitmişiz, iyi ki bol bol zaman geçirebilmişim onlarla.. Babaannem çok hamarattı, eli çok lezzetliydi. Bence bunda dedemin de payı var, Pazartesi öğlenden sorardı Hacer hanım yarın öğlen ne yiyeceğiz diye. Küçük aklımla buna anlam veremezdim ama meğersem çarşıya çıkıp alışveriş yapmak için sorarmış adamcağız :) Babaannem de sayardı şu şu şu İlhami bey diye. Hanım ve bey diye hitap etmeleri ne güzel di mi :) Biz gittiğimizde herkesin en sevdiği yemekler hazır olurdu. Kardeşime pireee(patates püresi), bana yaprak sarma(en sevdiğim, yumuşacık yapardı), annemin babamın sevdikleri, geleneksel aile yemeği sura(sanırım kaburga dolması diye çevirebilirim bunu) ve tabiki en sevdiğimiz börek(bi sürü bi sürü kalp koyabilmek isterdim bunu yanına :) ).. Börek kışın ıspanaklı, yazın patlıcanlı olurdu, Allahım her biri ayrı lezzetli.. Suranın kaburgaları için sıraya girerdik zaten 4 torun :)
Annem ve yengemin yemekleri harika olur, ikisinin de elinin lezzeti ayrıdır ve çok iyidir ama gel gelelim ikisi de bu böreği yapamıyor yahu :( Valla olmuyor anacım.. Babaannemin sakladığı ufak ama çok önemli bi lezzet sırrı vardı bence :))) Surayı yapabiliyorlar, herşeyi yapabiliyorlar ama yok bu börek olmuyor. İşin kötüsü kardeşim bundan istiyor, babam keşke olsa da yesek diyor ve hamile ben ne yapsın??? Gözümün önünden gitmiyor o börek. Allahım şu an bunları yazarken karnımdaki ufaklık pat pat tepikliyor, o kadar seviyoruz börek yemeyi :) Yıllardır o tat yakalanamadı ve yakalanamayacak sanırım, ağlamak istiyoruuuuuum.. Babaannemin küçük bi tarif defterini bulmuştum annemler de, bir kaç tane fotoğrafını çekmiştim ama bulamıyorum şimdi, ekleyemeyeceğim yazıya :((

Her şeyden geçtim de keşke hayatta olsaydılar.. 4 torunundan 3 torunu evlendi ve şimdi hepimizin birer evladı var(ben 2. tura döndüm o ayrı :) ). Babam ve amcam şimdi kendi torunlarını seviyor.. Babaannem her ne kadar dillendirmese de erkek torunları, yani Özgür abim ve kardeşim Yiğit, onun için azıcık daha kıymetliydi sanki :) e biri ilk göz ağrısı diğeri son torun. Biz Duygu'yla arada kalan kız torunlar :))) Bizden gelen torunlar da hep erkek maşallah :) Babaannem görse bugünleri bi bu kadar daha yaşardı herhalde :) Çok özledim.. Yattıkları yerde huzur bulsunlar, mekanları cennet olsun..

Bu arada başlıkta bir sürü ğ olmasının sebebi Hamdi :) Benimle hep dalga geçer böĞĞrek diyorum diye. Ay ne yapayım, öyle alışmışım yani. Ayrıca maĞĞrul ve bir kaç kelimem daha var dalga geçtiği. E onun da var yani ben dalga geçiyor muyum hiç :) Hem kim bilir kaç kişi benim gibi böĞĞrek diyordur yaaa :)

5 Şubat 2018 Pazartesi

Öldürmeyen Ağrı Süründürür müydü Neydi O

Öyleydi böyleydi derken yeni bir yıla başladık, yanımda ailem ve sevdiklerim.. Oh daha ne olsun di mi.. Eski yılı bitirirken Doruk'a da bir misyon yükledik, abilik misyonunu.. Bi anda süpriz bi yumurta girdi hayatımıza.. Minicik bi mucize işte.. Yalnız Doruk'tan farklı olarak ben bu defa baya baya istifra ettim, tatlıdan nefret ettim(ki sabah öğlen akşam tatlı yeme potansiyelim vardır), bol bol uyudum öyle ki gözümü açamadım yani.. Bende hal bu olunca hem birlikte olalım hem de bana yardımcı olmak adına annemler geldi Çanakkale'den. İyi ki de gelmişler yoksa bi başımıza ne yapardık bilemiyorum..

Benim doktor kontrollerim, tahlillerim falan derken geçtiğimiz Pazartesi günü Çanakkale'ye gitmek üzere yola çıkacaktık. Hem Doruk'a değişiklik olsun, Aras arkadaşına kavuşsun, ben de biraz daha dinleneyim diye.. Tabi ki evdeki hesap çarşıya uymadı, anladım ki uzun vadeli plan yapmak bünyeye ters.. Pazar günü Doruk'un eşyalarını, kendi eşyalarımı hazırladım herşey çok süpersonik ama bende bi ağrı başladı, off hareket kabiliyetim kısıtlandı resmen. İki kürek kemiğimin arası ve iki göğüs arası, nasıl bir ağrı anlatamam.. Nefesim kesiliyor, Allahım sen koru bebeğe mi birşey oldu acaba diyorum ama yok başka bir belirti yok.. Anneme masaj yaptırıyorum iyi geliyor, kesin üşüttüm diye konuşuyoruz, çünkü sabahları Doruk'a börek kızartıyorum cam açık, önceki gün de hava soğuktu ve sırtım ürpermişti biraz.. Anne azarı işitiyorum tabi bi de.. Bak hasta olmamalısın, zaten ilaç da kullanamazsın, kendine hiç dikkat etmiyorsun ve devamı işte :) Sırtım geçse karnım geçmiyor, hafif hafif ovuyorum ama yok yani geçecek gibi değil.. Hemen Yasemin hocamı aradım dedim bende sıkıntı var ne yapayım, hastaneye git nöbetçi kadın doğumcu var anlat durumu muayene etsin hemen beni arasın dedi.. Gittik, muayenede bebekte birşey yok şükürler olsun, belki yediğin birşey dokunmuştur dedi doktor, Yasemin hocayla konuştu, döndük eve. Zaten yolda sarsıntıdan ve korkudan ağrım hafiflemişti. Bi yandan ağrım geçmezse yola nasıl çıkarız diye düşünüyorum, bi yandan eksikleri tamamlıyorum.. İstifra etmeye başladım, su içsem midem bulanıyordu artık. Gece daha da kötü oldum, gidelim bi serum versinler bari dedik, evin yakınında bi hastaneye gittik. Güya özel hastane ama Allahım bitlenmesem bari diyordum, o derece pisti acil.. Sedyedeki örtüyü bile değiştirmiyorlar, artık sus da ye şu serumu Aslı dedim, Hamdi'yle güldük durduk.. Tabi serum da fayda etmedi, eve döndük ama ben hala ağrıdan duvarları tırmalama durumundayım. Bi ara Hamdi'ye ben sabaha çıkmayacağım sanırım, hakkını helal et bile dedim. Kalp krizi geçiriyordum sanırım. Bölük bölük belki 1 saat uyuyabilmişimdir salonda oturur vaziyette. Sabahı sabah ettim resmen.. Zaten tam uyumaya çalışsam istifra için wc ye taşınıyorum.. Yazık, babam öksürmekten annem ikimizi birden kontrol etmekten uyuyamıyor. Salonu koğuşa çevirmişiz :) Babam bi ara 4. de bul bari okey oynayalım dedi anneme :) Doruk da hissetmiş gibi uyanık o saatlerde.
Sabah şekeri modunda Yasemin hocama durumu anlattım, hemen gel dedi. Bebek iyiydi şükür ama vardı bi sıkıntı.. Ya safra kesesi ya böbrek dedi radyolojiye gönderdi beni. Usg çekiliyor bi yandan, sonra safra kesemin yarıya kadar taş dolu olduğunu öğrendik. Meğersem yumurta kapıya dayanana kadar beklemiş son anda patlatmış sinyali.
Tabi sonrası baya eğlenceli.. Cerrahla görüştük, ameliyat olmanız lazım, doğum sonrasını bekleyemez dedi. Ben saf saf bugün Çanakkale'ye gidecektim dediğimde ne gitmesi şu an yatış yapılmalı acil ameliyat diyince beynimizde ziller çaldı.. Peki ya bebek? Çok küçük daha.. Ya birşey olursa.. Evet risk var ama bunu söylememiz lazım, yoksa ikinize de birşey olmayacak korkmayın diye telkin etti bizi. Yasemin hocama danıştım hemen, daha rahat edersin, ikiniz de çok güçlüsünüz dedi ve süreç başladı..

Bi yandan annemler evde merakta, bi yandan nasıl yapacağız nasıl edeceğiz düşüncesi.. Geldim eve sakin sakin konuşuyoruz ama kendimi zorlayarak yediğim minnacık tost da duramadı tabi midede, ağrılar yine başladı.. Dedim beni yatırıyorlar, ameliyat olacağım.. Ev halkı şok tabi.. Bi kaç parça eşya hazırladım, telefon trafiği hastane ayarlamak derken çıktık gittik. En çok Doruk'u bırakıp da gitmek koydu.. Bişey olacağından değil ama öyle bırakıp gittim ya işte o an içim paramparça oldu.. Anne gel otur, gitme dedikçe anlatmaya çalıştım ama ne kadar başarılı oldum bilemem.. Allah'tan annem babam buradaydı da bırakabildim.. Ağrımı unutup yol boyu oğluma ağladım tabi.. Biri evde, biri karnımda.. Hala şok etkisi vardı üzerimde pek algılayamıyordum olanları, mesela hastaneye giderkenki yolu hiç hatırlamıyorum, bugün pansumana giderken geçen hafta da burdan mı gitmiştik diye soruyorum Hamdi'ye. Yasemin hocam telefondan hep destek oldu bana, Ataşehir değil de Kızıltoprak'ta olacaktım ameliyatı ama kendimi emin ellerde hissettim. Cerrah çok güler yüzlü ve inanılmaz pozitifti, içim rahattı. Akşam üstü canım Yasemin hocam geldi moral verdi, ikinize de hiç birşey olmayacak Allah'ın izniyle diye beni rahatlattı. Ameliyat öncesi konuştuk, çıktığımda yine geldi.. İlk çocuğunu kucağına veren insan hep yanında, bu nasıl bir duygu nasıl anlatılır ki.. Allah binlerce kez razı olsun, bir doktordan ziyade anne gibi ilgilendi benimle.. Kim sorsa gözüm kapalı tavsiye edebileceğim biri Yasemin Yakut, iyi ki girmiş hayatıma, iyi ki var..

Bi insanın gözleri bozuk olursa gözlüksüz/lenssiz hayat kabus oluyor tabi.. Ameliyathaneye indirirlerken gözlüklerimi aldılar, dünya puslu puslu.. Doktorum İbrahim hoca yanındaki doktor arkadaşını tanıtıyor; Dr Fuat'la ameliyatı birlikte yapacağız diye ama benim cevabım gözlüğüm yok ki sizi göremiyorum :( Gözlüğümü vereyim mi diye beni eğlendirmeye de çalıştılar orada. Ameliyat ekibi eğlenceli, beni konuşturuyorlar, bebeğimi soruyorlar derken kirpiklerimin her biri 100 kg oldu ve ben gidiyorum dedim.. Aslı hanım uyanabilirsiniz, bitti diye beni uyandırmaya çalıştılar ve benim o ana dair hatırladığım en net şey maskenin içinde burnumu parçalar gibi nefes almaya çalışarak bebeğimi sormamdı.. Sakin olun bebeğiniz iyi, nefes alın, sakin olun diyerek beni sakinleştirdiler, gerçekten de iyiydi bebek, çok şükür.. İyi ki ameliyat olmuşsunuz, çok kötüydü safra keseniz dediler.. Vardır her işte bi hayır.. 2 ay sonrasını bile bekleyemezmişim..
Odaya çıktığımda canım acıyordu ama bi acı vardı ki off sağ tarafım oyuluyor.. Meğer dren takılmış, anam içim oyuluyor.. Konuşamıyorum acıdan(neyse sessizliğimde Hamdi de rahat etmiştir biraz :) ) İbrahim hoca geldi bilgilendirmeye, hocam dedim bu acı ne, ölüyorum.. Gerekliydi, yarın çıkartacağız dedi ama geçer mi 24 saat.. Ankara'dan Behiye annem geldi apar topar, Hamdi Doruk'la annemi getirdi.. Doruk odanın kapısında biraz beni inceledi, geldi elimi tuttu ve yatağa çıkmak istedi.. Neyse daha sonra aldım yanıma, ayak ucumda oturdu miniğim.. Refakatçim Hamdi'ydi, tatile gitmişiz gibi düşündük, deniz manzaralı oda, benim için güzel ama Hamdi'ye hiç uymayan yemekler, güler yüzlü hemşireler.. Çıkışım planlanandan 1 gün daha geç oldu tabi, hamilelik gibi ekstra bi durum vardı ve ben tek başıma yataktan kalkamıyordum. Gerçi dren çıktıktan sonra hayata döndüm, ama çıkartana kadar ağladım ne zaman çıkacak ne zaman çıkacak diye :) Canımın acısından da ağlayamıyorum, imkanı yok derin nefes almanın, gönül istiyor hıçkıra hıçkıra ağlamak ama gerçekte sadece gözlerimden yaş süzülüyor.. Hemşireler bile sevindi dren çıkıncaki halime :) Hamdi'ye acıyı tarif edişim, Allah düşmanıma bile vermesin diyeyim sen anla şeklindeydi.. Baş ucumda bi kutuda irili ufaklı taşlarım tabi :)

Perşembe günü evime döndüm şükürler olsun.. İnsanın evi gibisi yok gerçekten. Tamam hastane de çok rahattı, hemşireler her an yanımdaydı ama evim olsun oğlum olsun yanımda.. Tabi kucak istekleri, yanıma yatma istekleri oldu Doruk'un ama oğlum bak dedim karnımı göstererek anlattım ona. Şimdi alamıyorum ama bunlar geçince alacağım seni, yine güzel güzel oynayacağız dedim ve o ne yaptı dersiniz?? Bantları sevip öptü.. Ben ağlak tabi..

Artık çok daha rahat hareket edebiliyorum, kendim kalkıp işlerimi halledebiliyorum ki dün ilk kez sokağa yalnız çıktım :) Bugün pansumanım vardı ve sonrasında Yasemin hocamla randevu.. Şükürler olsun bebeğimiz iyi.. Gerçekten çok korkmuştum.. İyi olduğunu görünce ağladım mutluluktan.. Bizim küçümen erkek gibi duruyor, 2 erkek anası olacağım yani :)

Bu arada beni/bizi yalnız bırakmayan, gelen, arayan herkese sonsuz teşekkürler.. Bir çoğu benim güçlü ve pozitif bi anne olduğumu, bebeğimin de iyi olacağını söyleyerek beni daha da güçlendirdiler.. İyi ki varsınız..

Bir de  https://www.florence.com.tr/kadikoy-florence-nightingale-hastanesi 7. katta bulunup benimle ilgilenen tüm hemşire ve hasta bakıcılara çok ama çok teşekkür ederim..

11 Ekim 2017 Çarşamba

Bir Emzik Bırak-tır-ma Hikayesi

Yaş büyüyüp etrafımda bebeler olmaya başlayınca, olur da bir gün çocuğum olursa emzik vermeyeceğim diyordum hep. Bana göre gereksiz geliyor (tamam bazen sevimli de duruyordu), ne gerek var ki diyordum. Hatta bazen "asla vermem" dediğim de oldu, kabul ediyorum. Pekiiii sonra ne oldu? Bizim bebe emzik bağımlısı oldu.. İşte yaptığım planlara karşılık hayattan yediğim bi tokat daha :)

Doruk sıkıntısız doğdu ve sütüm hemen geldi, ana oğul birbirimizle anlaşabildik ve bebem karnını doyurmaya başladı. İlk hafta ben sersem o sersem kör topal ilerledik, emdikçe sütüm oldum, süt oldukça emdi falan böyle işte.. Eneem bizimki acıkınca ben kucağıma alana kadar ellerini kollarını emmeye başladı ama ne emmek, böyle cork cork.. Sokaktan duyulur yani sesi.. Baktım emdiği yerler kızarıp morarmaya başlıyor aha dedim yandık, o an aile hekimliğinden kontrole gelseler bu evde çocuğa işkence var diyip alırlar Doruk'u elimden yani, öyle bi vakumla emmece.. Tabi yapışık yaşamaya başladık, çocuk acıkınca yolu buluyor sıkıntı yok. 18. gününde bir ağlama bir ağlama haydaa ne oluyor.. Öyle araştır böyle araştır derken çocuk doktorumuzun da söylediği gibi kolik bebe olmuş bizim oğlan. Emmek istiyo ememiyo, ememedikçe kuduruyo, kudurdukça istiyo böyle bi kısır döngü. Napıcaz ne edicez derken bi ışıldama gördüm, ahaa o da ne?? Asla nayır nolamaz dediğim emzik.. Steril et, ver, anaaam meğersem o mucizevi bişeymiş ya, çocuk huzura erdi. Tabi ağlama geldi mi imkanı yok durmuyor, kimine göre aç ondan ağlıyo kimine göre yine aç.. Yav arkadaş süt var bende, öyle böyle değil hem de var yani.. Her ne kadar "aa ne de çokmuş sütün" diyip beni sütümden edip oğlumu sütsüz bıraksalar da anne bedeni geri üretebiliyormuş o sütü, onu da yaşadım yani.. Neyse ne diyoduk, emzik.. O kadar iyi geldi, o kadar sevdim ki kaybolmasın diye koynumda taşıcam o derece. Gittik bol yedek aldık ki aman kaybolursa aranmayalım, bebeyi çatlatmayalım.

Büyüdükçe emzik daha da kurtarıcı oldu, cayk diyo ver emziği gık diyo sokuştur emziği, ohh.. Hedefim 2 yaşına girmeden bıraktırmaktı ,hıhı evet bıraktı, bi kaç saatliğine çantaya bıraktı, sonra heeep aldı. O kadar iştahla emiyodu ki o emziği çevremdekiler hayrandı Doruk'un emme seanslarına.. Anne mimi oldu zaten, mimi aşağı mimi yukarı. Kullanma durumunu abartınca anlattım, bak oğlum emziğini buraya kaldırıyorum, artık uyumak istediğinde vereceğim diye. Bu taktik başarılı oldu, öğlen uykusu gelince gidiyorduk emziğin olduğu yere alıp uyuyor, akşam da aynısı oluyordu. Haa bi de emzik kullanmaya paralel olarak kulak kıvırma alışkanlığı da vardı. Emzik ağıza, el kulağa. Öyle bir kıvırıyordu ki kulağını zannedersin mantı yapıyor. Kıkırdaklar yok olup o kulaklar bozulacak diye aklım çıkıyordu. Yalnız emzik bir uyuşturucu ve iyi bir uyutucuydu. Emziğe arkadaş adını takmıştık ki Doruk adını duyup istemesin, o mimi biz arkadaş diyorduk. Aman arkadaşı kaybolmasın, aman arkadaşı şurda, şifre arkadaştı yani :) Emzik öyle bi hale gelmişti ki onsuz mama içmiyor, emziği salladığımda sapının gövdeye vurmasından çıkan şıkır şıkır sesi duyunca ağzı kulaklarına varıyordu.. Evet bazen aman sussun da emsin diye verdiğim de doğrudur yani.
Bazen utanıyordum ya, aa kocaman çocuk olmuşsun ağzında emzik diyenlere haddini bildiriyordum ama bazen zor geliyordu yani kabullenmek..

Artık 3 yaşa gelmeden bıraktırmam lazımdı, iyice bağlanmıştı, imkanı yok ayrılamazdı daha ama hedefim yazlıkta bıraktırmaktı. Annem babam yanımda, temiz hava, deniz.. Alıştırmalara başlayayım dedim ve 1 emziğin ucunu kestim verdim. İlk gün öyle emdi hiiiiç dokunmadı o durum kendisine. Gece sağlam emziği verdim ki uyanmasın uykusundan(en büyük hata, sakın yapmayın). 2. gün yine verdim ucu kesik emziği ama anladım bi değişiklik var bu durumda. Ağzından çıkartıp çıkartıp baktı, bi güzel çiğnedi, koltuğa vurdu ucunu düzelsin falan diye ama düzelmiyordu. Tabi gece yine sağlam emzik.. Çocuk bu, ne anlayacak demeyeceksin, maşallah zekiler.. 3. gün istemedi kesik emziği, sağlam olanı da aldı bırakmadı, valla bravo Aslı dedim, şimdi hayatta bırakmaz. Bebe resmen daha da bağımlı hale geldi, anca su içmek ve yemek yemek için çıkartıyordu ağzından.. Tebrikler..
Tabi bu arada dişleri aldı başını gitti, dişlek ötesi garip bir şey oldu :(

Velhasıl geldik yazlığa.. O emzik ağızdan hiç çıkmıyor, oğlum bak artık büyüdün arkadaşlarının hiç birinde emzik yok telkinleri daha da geri tepiyordu. Bi sabah kahvaltıda yalnızca 1 minicik parça ekmek yiyip o emziği yine ağzına tıkınca aaa dedim hadi emzik bitti, aldım ondan. Şaşırdı kaldı, hadi dedim bitti bundan sonra yok emzik, gidiyor bizden dedim. Biliyorum yaptığım yanlış, aniden olmamalıydı bu ama zaten yediği gramları saya saya büyüttüm, hiç bir şey yemez hali beni benden aldı.. Yürü dedim denize taş atmaya, hadi stresimizi sinirimizi denize atıyoruz, çıktık gittik epey süre taş attık eğlendik. Denize girdik çıktık, baya yordum onu, akşam da yürü et derken perte çıktı pek emzik huysuzluğu yapamadı. 2. gün anne mimi demeye başladı hadi denize koş koş dedim, yine aynı taktik, oh uyudu gitti.. Hatta gece "aman be amma abartmışlar, çok da kolaymış emzik bıraktırma" dedim, demez olaydım. 3. gece uykusundan bir uyandı, çocuk krizde.. Anası olmasam tanıyamacağım yani, o derece kötü bi durum. Saat gecenin iki buçuk üçü, evde çığlık senfonisi. Annem kalktı, babam kalktı, Doruk alt kata inmek istedi indik, kesmedi bahçe istedi çıktık ama ne ağlamak ne bağırmak. Bi anda bana vurmaya başladı, öyle sinirle ve hırsla vuruyordu ki gözümden gözlük fırladı, eli baya sertmiş oğlumun. 45 dakika boyunca ağladı, bağırdı, çığlık attı ve bana vurdu :( Bi ara annem araya girip "yeter artık vurmana izin vermiyorum, o benim kızım" bile dedi kadıncağız halime üzülüp.. Doruk beni odadan kovdu, çıktım merdivenlerde oturdum, ben gidince rahatladı ve içini çeke çeke daldı uykuya. Resmen nefret etti benden o an.. Neyse çıktık yattık, uykusunda hep içini çekti kuzum :( Sabah bi uyandı çıldırmış gibi yatağın içinde aranıyo, bulamayıp sinirden ağlıyordu. Yine kriz geçirdi tabi, oğlum meme yok, artık gitti demem daha da sinir ediyordu onu. Evde anne mimi, mimi anni mimi diye dolanıyordu ama vermedim, beklenmeyen bi performans sergiledim. Eğer oğlum acı çekiyor, çok üzülüyor diye düşünüp geri verseydim bi daha bıraktıramazdım ona emziği. (şu kararlılığımı bi de Pazartesi başlayıp Salı biten diyetlerimde göstersem tığ gibi olurum yemin ediyorum :)) )

Şansıma o sıralar etrafta emzikli çocuk yoktu ve bu süreci biraz hızlı atlattık.. Bebeklerin ağzında görüyordu ama çok şükür yalnızca anne bak mimi, mimi diyerek geçiyordu. Anlatıyordum her defasında, sende bebekken kullandın, arkadaşların da kullandı ama artık siz bebek değilsiniz büyüdünüz ve o yüzden memeler gitti diye. Ha ne kadar faydası oldu bilmiyorum ama daha bi rahatladı. Arkadaşlar gelmişti, kızlarının emziği vardı, emme talebinde bulunmadı ama anne bak diye gösterdi yine ve bir kaç gece önceden emziğinin yerini göstererek istedi, uykuya dalamadı, hırçınlaştı.. Anlata anlata bi hal oldum ama gittiğini kabullenmesi zor oldu. Telefonumdaki eski videolarını izlediğinde eğer ağzında emzik varsa memeeem memeeeem diye söyleniyo kendi kendine, sildim o videoları da. Neyseki damatlık öncesi bıraktı emziği :) Haziran ayından bu zamana kadar dişlerinde düzelme de oldu. Kulak kıvırma alışkanlığı da bitti. İştahı eskiye oranla daha iyi hale geldi. Sanırım daha kaliteli bir düzene sahip olduk ana oğul..

Doruk 3 yaşına girdiğinde ağzında, benim de çantamda emzik yoktu çok şükür. Zorlu ama sonu başarılı bi süreç oldu bizim için. Seni üzdüğüm için özür dilerim oğlum ama şu hayatta her istediğimiz her an olmuyor maalesef, o yüzden üzgünüm :(
Hatıran olsun diye ekliyorum en yakın arkadaşınla fotoğraflarını, ilerde bakarsın :)

* Seni seviyorum..
* Kendime not: eğer olur da bir gün 2. çocuğum olursa asla asla demicem :) ama emzik konusunu bi düşünürüz :)))

               



              



15 Aralık 2016 Perşembe

Başlık Konduramadım

Uzuuun zamandır elim gitmiyor yazmaya, sanki hep karanlık tarafı anlatıyorum gibi.. Zaten yine öyle olacak da ne yapayım sonuçta bu Doruk'un sayfası, büyünce ister okur ister kapatır, kendi kararı..

Son 1 yıldır nerelerdeymişiz ne yapmışız, neler olmuş bi bakalım.. 
Doruk çok sık hastalanmasa da kan tahlillerinde bazı değerlerde hep düşüklük vardı, bir çok kez kan alındı bakıldı hatta 6 aylıktan beri neredeyse düzenli olarak kan tahlili yaptırıyor garibim..(zaten artık beyaz üniforma fobisi oluştu, geçen gün eczaneye girdik, çalışanlardan korkup arkama saklanıyor miniğim)

Geçen sene tam da bu zamanlar bağışıklık yetmezliği teşhisi konuldu ve ivig verilecekti. Hayatımıza dair biz farklı farklı planlar yaparken hayat bir kez daha karşımıza geçip kahkalarla gülüyordu bize.. Günlerce ağladım, Doruk'a sarıldım, sarıldım, sarıldım.. O uyanıkken güldüm ama o uyurken hep ağladım.. Hatta çocuk doktorumuz Merve hocaya gecenin bi vakti mesaj bile attım "hocam sanırım ben bu annelik işini beceremiyorum" diye.. Bu seninle alakalı bir durum değil, bu Doruk'la alakalı ve iyi olacak dedi. Bu durum gerçekten benimle, bizimle alakalı bir durum değildi ama her anne baba gibi insan neden, niçin, acaba, niye, nerede yanlış yaptık?? diye bir sürü soru geçiriyordu aklından.. Normalde şükreden bir insanımdır, Doruk olduktan sonra bu daha da arttı ve hastane koridorlarında geçirdiğimiz her saniye daha da katlandı.. Halimize şükrettim, bizim sınavımız da bu olsun, Allah dermansız dert vermesin diye dua ettim.. Artık hayatımıza bir çok yasak dahil olmuştu. Alışveriş merkezleri yasak, çocuk oyun alanları yasak, kalabalıklar yasak, hasta insanlar aman aman mümkünse uzak dursun.. 3 ay arayla 2 kez ivig uygulandı, bağışık değerleri biraz toparladı ama hala istenilen seviyeye gelememişti tabi. İstanbul'da kış aylarında eve hapsolmuş durumdaydık. Oysaki öncesinde tam bi sosyal kelebek olmuştuk. Orda o etkinlik, burda bu etkinlik, ay şurda bebekle dans varmış, dur burda kitap okuma şeysi varmış, amanin şu kermesi de kaçırmayalım, Doruk bayılır buna şunu da yapalım derken bi anda eve tıkıldık kaldık. En büyük etkinliğimiz parkın kalabalık olmadığı saatlerde parka çıkmak, markete gidip alışveriş yapmak, bahçede dolaşmak oldu. Baktık ki bu böyle olmayacak Çanakkale'ye kaçtık bizde :) İyi ki gitmişiz, temiz hava çok iyi geldi kuzucuğa. Her gün mis gibi deniz havası aldırdı anneannesiyle dedesi, gezdi dolaştı. Babamız da geldi tatillerde yanımıza. Bi ara Çanakkale'ye mi yerleşsek acaba diye düşünmedim değil hani :)) Bu arada daha sonra bazı tahliller yapılarak bağışıklık yetmezliğinin alerjiyle alakalı olduğu ve geçici olduğu, hücrelerinin çalıştığı görüldü çok şükür. 

Havalar ısınınca ve yazlık sezonu açılınca 10 günlük deneme turuna çıktık ilk önce bakalım nasıl olacak Doruk diye ve bingo, değerleri inanılmaz artış gösterdi şükürler olsun.. Takibimizi yapan sevgili hocamız yazlıkta kalmamıza izin verdi ve Doruk koca yaz İstanbul yüzü görmeden tatilin keyfini çıkarttı :) O kadar mutluydu ki orda, yan evde Asya'yla Aybars, arka evde Aras, çaprazda Beril ohhh daha ne olsun :) Sabah deniz, öğle uykusundan sonra deniz, bir de güzel yüzüyor ki maşallah, artık diyordum yakında Midilli'den arayacaklar gelin çocuğunuzu alın burdan diye :) Çocukta hiç mi korku olmaz, cumburlop atıyo kendini suya, herkes şaşıp kalıyordu bu nasıl çocuk, su çocuğu diye :) Tabi şöyle bir şey de var, sahil hattı boyunca aman kimse eline yiyecek tutuşturmasın diye peşinden dolaşan bi manyak anaydım ama olsun :) Çocuktur canı çeker meselesi çok fazla olduğundan sıkıntı oluyor, o yüzden ben peşinde kuyruk. Fırsat bu fırsat sabahları yürüyüş yaptım komşumuz Şirin ablayla, çok da güzel oldu pek de güzel oldu valla :)
Yaz sonunda evimizden taşındık, eşyalarımız kendimize göre fazlaydı ve her saniye artan oyuncaklarla daha da fazlalaştık :) Rahatça sığıp Doruk'un rahatça dağıtabileceği bir eve taşındık ama Buket'e göre buraya da sığamıyoruz çünkü Doruk halen çok absürt yerlerden çıkabiliyor karşımıza :) Çocuğu bi sığdıramadınız eve yahu diyor hep :) Naapsın teyzesi, minimum 3 ay yazlıkta ayağında terlik bile olmadan evden kaçıp kaçıp giden, özgürce sokaklarda dolaşan çocuğu dört duvara sokarsan ne olur :( Naapsın garibim.. İlk zamanlarda kapıya gidip çaresizce bekliyordu kuzum bi umut belki yazlığa geri döner diye ama mevsim koşulları..

Şimdi yeni evimizde her gün site içinde yürüyerek, çocuk parkında, markette günlük alışverişlerde dışarısıyla ilgili aktivitelerimizi tamamlıyoruz. Şu zamana kadar yaklaşık 2 ay önce 1 kez avmye soktum o da ayağına uygun bot alabilmek içindi, gördüğünüz gibi avmsiz bir yaşam sürülebiliyormuş. Ha kafayı yeme noktasına geliyorsun, çok bunalıyorsun 24 saatin en az 12 saatini çocukla dip dibe geçirerek, kendine hiç vakit ayıramayarak, saçın başın kaşın ayrı telden çalarken ama yine de sağlıklı olduğu için şükrediyosun! Yasaklarımız halen devam ediyor, Doruk halen enfeksiyonlara karşı korunması gereken bir dönemde, o yüzden biz yine ev hayatında.. Belki dışarda olan bir çok etkinliği, partiyi, onu bunu kaçırıyoruz ama evde çok eğleniyoruz onunla.. 
O yüzdendir ki içimde tutarsam çatlayacağım bir kaç konuya parmak basayım;
  • Bu çocuğu daha ne kadar izole edeceksin? Bu çocuğu pamuklara mı saracaksın? gibi saçma sorularla bana gelmeyin. Yüzünüze bakıp hatta adam yerine koyup açıklama yapıyorum içimden söylediklerimi boş verin.. Yahu biz ister miyiz sosyal kelebek olmuşken eve kapanmayı? Bi yürü git sen kendi haline bak.. Hadi canım, hadi..
  • Ayyy alerjikler de pek bi sıkıcı diyenler.. He canım bizim hayatımız aslında Rio Karnavalı tadında ama biz değişiklik olsun diye Küçük Emrah modunda yaşayalım dedik! Ya kızım / oğlum biz neyin derdindeyiz sen neyin derdindesin. Hadi sen git de kim ne yapmış, ne demiş, kim kime parmak atmış, nasıl olmuş, ne yemiş, ne içmiş onları araştır. Hadi cınım kolay gelsin
  • Ee madem öyle, sen bu çocuğu neyle besliyosun?? Al işte beni kulağıyla değil başka yeriyle dinleyen biri daha.. SUYLA BESLİYORUM oldu mu? Su içse yarıyo maşallah, anasına çekmiş!
  • Ah yazık onu da yiyemiyo di mi? E ne zaman yiyecek peki? Yok yiyo da ben çocuğa işkence olsun diye vermiyorum! Yahu bilsek ne zaman yiyebileceğini zaten sıkıntı olmayacak da henüz müneccim şeyi yemeğe başlamadık, o sebepten bilemiyoruz ailece..
  • Ben izin vermediğim sürece e bi yesin ne olacak, hem denemiş olursun diye saçma ve garip ısrarlarla bana gelmeyin! Sonuçlarına siz değil biz katlanıyoruz.. Elimizde olan bir deneme listemiz var ve ona uymamız gerekiyor. Garip ısrarlarınız ve ben görmeden verebileceğiniz şeyler sonucunda aylarca geriye gidebiliriz!
  • 40 yılda 1 kere gittiğimiz restoranlar, yanımızda taşıdığımız yiyecekler için bize anlayış gösterin gözünüzü seveyim.. Tenceresiyle tavasıyla çorbasını getiriyorum sana, binbir rica eşliğinde nolur kaşık sokmayın o öyle ısınsın dediğimde uzaylı gibi bakmayın bize.. Evden hazırlayıp getirdiğim etini, köftesini ne yani bunu burda mı yicek şimdi? diye sormayın işte.. Patatesi kızarttığınız yağı sorduğumda 9 kusurlu hareketten birini yapmışım gibi yerin dibine sokarcasına bakmayın yahu. Çok param olsun açacam alerjik bi mekan göreceksiniz hepiniz ondan sonra işte!! Alacağım bütün müşterilerinizi elinizden, başınızı duvarlara vuracaksınız nihahahahaha (burda cadı gülüşü efekti olaydı iyi olacaktı bence :)) ) 
1 yıla göre daha yazacağım çoooook şey var ama kabaca özeti bu..
Dönüp de okuyunca biraz karmaşık ve biraz da saçma olmuş ama birikince böyle oluyor işte :)
Umarım bi daha bu kadar aksatmam.

*Doruk kuzum, geçen sene bu zamanlarda deneyip hüsranla sonuçlanan keçi yoğurdu var ya, bu defa iyi gidiyosun çok şükür.. Belki bir gün kaşık kaşık yoğurt yersin..

6 Şubat 2016 Cumartesi

Her Ölüm Erken Vedadır

Ben küçükken iki dedem de hayattaydı, sonra 1997 Şubat ayında babamın babası İlhami dedemi kaybettik.. Çan'lıların demesiyle koca hakim.. İlk kez dedemde görmüştüm herhalde kocamaaaaan bir adamın çocuklarla nasıl çocuk olabildiğini.. Uçuşan çoraplar diyeyim, ilerde ben de hatırlayayım bu şekilde.. Dorukcuğum, torunlarımla ben de oynayacağım bu oyunu :) 71 yaşındaydı vefat ettiğinde ama keşke yaşasaydı daha, ondan öğreneceğim çok şey vardı..

2010 Aralık ayında babaannem gitti, ah ne çok severdim.. Süper babaanne.. O doktorun verdiği ilaçlar, onları kullanmasaydı belki halen hayattaydı.. Bizim evliliklerimiz, şu an tek torun olan Doruk onu hayata daha da bağlardı eminim.. Keşke olsaydın be babaannem, sensiz eksiğiz gerçekten..

2016'nın gelişi güzel olmadı bize.. Ocak sonunda annemin babası Fuat dedemi kaybettik.. Hastaydı ve çok savaştı aslında.. Önce gırtlak kanseriyle boğuştu, ağır ameliyatlar geçirdi, uzun süreler hastanede yattı.. Düzelmişti, iyiydi ama elinden düşmeyen çok yakın bir arkadaşı vardı. Sigara! Arada unutkanlığı oluyordu, beni annemi herkesi unutuyordu ama şu lanet olasıca sigarayı bir türlü unutmadı, unutamadı.. Akciğer kanseri teşhisi konduğunu bi akşam annemden çat diye öğrendim, ağladım hem de çok ağladım.. Sesin doğru düzgün çıkmadığı, konuşurken yorulduğu için arayıp da yormak istemiyordum ama artık daha da zordu konuşman.. Dedem seni aramadım ya hiç, işte bu sebepten. Yorgun olan bünyeni daha da yormamak için.. Annemden, teyzemden aldım hep haberini, 1 gün iyi 3 gün kötüydün.. Zamanla artık kalkamaz da olmuştun yerinden, anneannem çabalarıyla besledi hep seni.. Hakkı ödenmez onun da. Oğlumu getiremedim sana özür dilerim, bağışıklık problemi var çünkü, her şeyden korumam gerekiyor onu. Ben, Tuğçe, Ege geldik sana ve giderken dedim ki dedem bizi bekliyor.. İçime doğmuştu, bizi bekliyordun.. Eğer gelip seni görmeseydim hayatım boyunca vicdan azabı çekerdim.. Babaannemi göremedim, hep içimdedir acısı. Geldik uyanıktın, hatırladın bizi.. Annemler hep söylüyodu zayıfladığını ama zaten zayıftın daha ne kadar zayıflayabilirdin.. Bir deri bir kemik kalmanın tam manası sendin, çok zayıflamıştın.. Elini tuttum, neden geldiniz dedin kendini zorlaya zorlaya.. Seni görmeye geldik, hadi düzel de çocukları da getireceğiz hava çok soğuk çıkartamadık onları dedim, gözlerini kapatıp başınla onayladın söylediklerimizi. Gözlerin doldu, mutlu edebildik mi seni? Mutluluktan oldu di mi o yaşlar.. Sonra uyudun, sık sık kontrol ettik seni, baktık hep uyuyordun. Ertesi sabah annem ağlayarak geldi yanıma, ayyy dedim.. Ahh gitti dedem, o sabah yummuşsun gözlerini hayata.. Acı çekmedin ya, öyle avuttuk kendimizi, kurtuldu be anne dedim, kendi nefesini kendi aldı ya çok şükür..

Ertesi gün cenazen için geldik Doruk'la, Tuğçe de Ata'yla.. Çok sevenin varmış dedem, sen hayattayken yanında olmayanlar da oradaydı.. Keşke sağlığında da olsalardı di mi.. Kış ortasında baharı yaşadık, hava çok güzeldi o gün.. Doruk kangurusunda hep yanındaydı, uyudu.. Hep söyledim ona büyük dede artık uyuyacakmış. Ne zamanki seni götürmeleri yaklaştı o zaman uyandı. Sen giderken geldik yanına, gidiyo dedem dedim, sonsuz uykuya gidiyo, anladı mı acaba..

Yaptığın hayvan taklitlerini(hem de birebir, köpekler bile kaçıyordu bazen), yazlıkta sokaktan geçen küçük çocuğun neredeyse kafasına yıldız düşürdüğünü :), yaptığın uçurtmaları (güya bizeydi ama hiç uçuramadım sanırım senden fırsat kalmadığı için :) ), 3 sokak öteden duyulan hapşırmanı(öyle böyle değil, çok yaşa diye karşılık sahilden eve gelirdi), Biga'dan Çan'a taşıdığın bozaları(bi keresinde araba da batmıştı ama olsun), kendine has yeminlerini, bazen çocuktan daha çocuk olduğunu, ayy hele bi akşam sahilde el feneriyle Tuğçe'yle beni aramanı (saat 10 mu ne, zaten hava 9'da kararıyo, evde canı sıkılmış sahile inmiş) hiç ama hiç unutmayacağım..

Sigarayı bu kadar çok sevmeseydin belki hala yanımızda bizimle olurdun dede dede buat dede.. Mekanın cennet olsun, ışıklar içinde uyu Fuat Tüysüz..
Bizler seni çok özleyeceğiz..



Geçen sene bu zamanlardan.. Torunlarının çocuklarıyla..


Hayata son kez el sallayışındır belki.. 
Bu fotoğrafı gördüğümde dağılmıştım resmen.. 
Ne denir ki.. Mekanın cennet olsun..

7 Ocak 2016 Perşembe

Özgür Gezen Tavuk Yumurtası

Özgür gezen tavuk ben oluyorum, yumurta da Doruk tabi ki :) Gezen annenin gezen bebesi, armut dibine düşer gibi sözler de söylenebilir tabi bizim için.. Doğru söze ne denir ki.. Gezmeyi hep çok sevdim, hamilelik de durduramadı beni, gezdim.. Hatta bi dönem hamileler evde otursun, dışarı çıkmasın diyen bi amca vardı ya ona inat gezdim valla.. Hemde göbüşkomu burunlarına soka soka(zira 26 kilo aldıktan sonra görünmeyecek yanı kalmamıştı :) )

Eşimin üniversiteden sınıf arkadaşları yılda 2 kere buluşurlar, yanlış olmasın ama META tayfaydı sanırım :) onlarla birlikte Maşukiye'ye kahvaltıya gittik, gitmekle de kalmadım 16 haftalık hamile ben atv ye binip dağ tepe gezdim.. Oğluşkom da gezdi benimle(önceki gün oğlumuz olacağını öğrenmiştik)


İşte benim 1 atv de 3 kişilik ailem :)

Hafta sonları korulara gittik yürüdüm, Koşuyolu Parkı'nda yürüdüm, hiç bir şey bulamadım avmlerde yürüdüm. Yatmadım, gezdim.. Oh canıma değsin :) Mayıs ayında Özaycığımın düğünü için Çan'a gittim, bir sonraki hafta Nihal'le Sezer'in düğününe gittim, ohhh dımtıs dımtıs eller havaya.. Çanakkale'de beni gören bi ufaklık gözlerini yuvalarından fırlatarak aaaaa senin karnından bebek mi doğacaaaak bile dedi :) Çok gülmüştüm ona, kuzucuk ya. Temmuz ayında doğum iznine çıkınca hooop yazlığa gittim, 36. haftama kadar orada kaldım. Ayıptır söylemesi yine gezdim :) Sırf yürüyüş olsun diye babamla pazara çıkıyordum, deniz-kum-güneş üçlüsünden sonuna kadar faydalandım. Yine olsa yine yaparım..
İstanbul'a döndüğümde göbüşko o kadar büyümüştü ki Poyraz'ı kucağıma alamadım, ama bir Cumartesi günü saat 15:00'dan sonra Kapalı Çarşı'dan Mısır Çarşısı'na kadar yürüdüm. Nasıl yaptım bilmiyorum ama yaptım, kimse yapmasın tavsiye etmem :( 37 haftalık falandım, o gün çok korkmuştum ama yaptığım saçmalık sebebiyle..

38. haftamın sonunda sırayla kına gecesine ve düğüne gittim, biraz daha dursam oradan doğuma gidecekmişim zira 2 gün sonra Doruk bey dünyaya geldi :) Yasemin hocam doğuma alıyorum seni dedi ben yok ama ben simit yiyeceğim, Buket'le Poyraz gelecek gezeceğiz diye saçmalıyordum hala :) O simit içimde kaldı ya benim, napıcaz :) Doruk'u hafta sonuna bekliyorduk o hafta başında geldi, hoş geldi..

Şimdi, gezmeyi bu kadar seven bir annenin bebesi evde durur mu?? Durmuyor arkadaş durmuyor.. Kar kış kıyamet, soğuk, hastalık dinlemiyor illa çıkacak.. Bazen tutuyor ayakkabısını getirip salonda giymeye çalışıyor ki aklı sıra beni çıkartın mesajı vermeye çalışıyor.. Resmen huysuz bir çocuk oldu.. Yazlıkta mis gibi her dakika balkonda, bahçede, deniz kenarında, komşudaydı.. Daralıyor valla çocuk.. Zaten bağışıklık sıkıntısından avmler, çoluk çocuklu aktiviteler, gezmeler tozmalar askıya alındı. Bunalımdayız zannımca ama çaktırmıyor paşam. Biraz bahçeye iniyoruz, ama kat kat lahana gibi de çocuk hareket edemiyor bu defada :) Alerjisi var diye sakınmadım da, gittiğimiz kafelere götürdüm, herkes kendi yiyeceğini yedi, düzelene kadar da böyle olacak tabi..  Ahh ahh yazın çok sıcak deriz kışın çok soğuk, bahar gelse de gezsek yahuuu :) Sonbaharda keyfimiz yerindeydi, kanıt hemen aşağıdaki foto :) Gezelim, gezdirelim diye Çanakkale'ye geldik, uçmasın diye çocuğun cebine ağırlık doldurmak lazım :)))) 


Velhasıl, armut dibine düşermiş gerçekten.. Doruk paşam da annesi gibi gezmeyi çok seviyor, babasına pek çekmemiş bu konuda :) Yağmurun, karın birazcık da olsa azaldığını görelim hoop atacağız yine kendimizi sokaklara inşallah.. Bekle bizi Çanakkale, Doruk seni keşfe çıkacak :)


2015 Ocak ayının fotoğrafı, tam 1 sene önce yine Çanakkale'deymişiz. Doruk kuzusu anneannesi ve dedesiyle pek mutlu, Allah bozmasın :)




31 Aralık 2015 Perşembe

Mutlu Yıllar

Tembel Aslı geri geldiiiii ☺️ Bi daha bu kadar uzatmayacağım arayı, sonra bütün yazacaklarımı unutuyorum..
Doruk'la Çanakkale'ye anneanne ve dedemize geldik, bir süre de memleket havası alsın bakalım oğluşkom ☺️
Artık 2015 senesinde olan tüm kötü şeyler bu senede kalsın, 2016 hastalara şifa, dertlilere derman, evsizlere ev, açlara aş, eşsizlere eş (ayy inşallah sevgili kardeşim Yidocuğuma da ☺️), işsizlere iş(bu da bana inşallah ☺️), bebek isteyen herkese sağlıklı sıhhatli bebek, barış, huzur, başarı, mutluluk, para ve yürekten istenilen ne varsa onları getirsin inşallah.. Biz alerjiklerin alerjileri bitsin, evlatlarımız her istediğini yiyebilsin.. 
Var olan dostluklarımız bozulmasın, ailemiz hiç azalmasın hep artsın.. 
2016 hepimize uğur getirsin.. İyi seneler
Bu da bizim bir anda gaza gelip süslediğimiz ağacımız ☺️ Ayrıntılarda İstanbul'daki dostlar da var 🙏